Mario...
Europe flag
OR code
Flesh
No signal walls..
4 Ağustos 2012 Cumartesi
28 Temmuz 2012 Cumartesi
"Edebiyat Plastiktir!" dosyası Agustos'ta Varlık Dergisinde..
Sevgili Barış Acar'ın editörlüğündeki dosya için, ilk defa Varlık dergisinde yazdım. Dosyanın bütününe bakınca bu yazmaktan çok, merkezi bir dergide bir sayılık ta olsa "geçici otonom bir bölge" kurma denemesi olduğunu söyleyebilirim. Dosyaya yazdığım "Sanat Piyasasına Malûm Bir Giriş Olarak Anti-Sanat ya da Dadanın Ekmeğini Masumca Yemek" başlıklı yazı son süreçte hareketlenen politik sanat, bir jest "miş gibi" yapma tarzı olarak politik sanat tartışmasına dair de güncel soruşturmalar barındırıyor. Dosyaya verdiği emekten dolayı sevgili Barış'a teşekkürlerimle..
Çağdaş sanat - edebiyat ilişkisine odaklanan "Edebiyat Plastiktir!" dosyası Varlık dergisinin Ağustos sayısında:
Edebiyat Plastiktir! (Retorikle Terörün Son Raundu) – Barış Acar
“Gerçeküstü”nde Başkent - Vilayet İlişkileri: Paris-Brüksel – Çağdaş Acar
Jean Paulhan ve Francis Ponge yahut Paulhan, Ponge’a Karşı – Jan Baetens
Sabun – Francis Ponge
Sanat Piyasasına Malûm Bir Giriş Olarak Anti-Sanat ya da Dadanın Ekmeğini Masumca Yemek – Rafet Arslan
L’expérience Continue / Deneyim Devam Ediyor (Şiir) – Paul Nougé
Leylâ Erbil ve “Sozial Plastik” – Necmi Sönmez
Dil Yontusu: Edebiyat ve Plastisite – Yusuf Eradam
Modern Sanatın Kesin Buyruğu – Thierry de Duve
Sanat Suniden Gelir (Şiir) – Konrad Bayer, Gerhard Rühm, Oswald Wiener
Ars Poetica / Kozalar (Şiir) – Dana Levin
26 Temmuz 2012 Perşembe
geçmiş zaman
Yeni bir binyıl yaşıyoruz şaka maka. Şu "an" kendi gerçekliğini yaratır/yaşatırken; geçmiş ile ilişkimizi gözden geçirmekte fayda var.
Dünden kalan ne? görünmez iplerle saklanacak meleksi parıltılar ile geçmişin yıkıntı arkeolojisini ayırmadan bir "dün" hesabı yapılabilir mi?
An'a sızmış geleceğe dipten baskı yapan her türlü muhafazakarlık ile koşulsuz her geleceğe soyunan idraksız "şimdi" avcıları arasında?
An'ın heyecanı, baştan çıkarma oyunu, tersinme gücü hangi dün/gelecekte; ey sevgili arzu?
Fotoğraf: herbert list/ the spirit of lykabettos I, 1937
ps: Herbert List'in bu fotoğrafını 5 parçalı Altar kolaj serimde, Chrico'ya sunakta kullanmıştım. List fotoğrafı ile Chirico sanatı arasındaki arzu bağını da düşünmek gerek..
11 Temmuz 2012 Çarşamba
ÖLÜ NESNEYE RUH ÜFLEMEK
Sanatçının tercihleri önemlidir. Yeni ve şık
malzemeler yerine, ben başkasının çöp diyeceği materyali alır ve onun bambaşka
bir şeye dönüştürürüm. Kâğıt, karton, ahşap, cam ya da nesne; rastlantıyı ve
an’dan sızan elektriği deneyim ve duyusal birikim ile harmanlamak burada
önemlidir. Bu formsal anlamın ötesinde duyusal anlamda yeni bir plastik
yaratmaktır. Nesneyi tekilleştirmek, nesne ile kurulan ilişkiyi
kişiselleştirip; estetik bir formun ışıltısını yaratmak. Benim nesneler ile
ilişkim bu.
R.A. (2012)
8 Temmuz 2012 Pazar
8 Mayıs 2012 Salı
Şuuraltı Operasyonları sergi Mülakatı-BirGün gazetesi
Şuuraltı yolculuğuna bir bilet lütfen
Şuuraltı yolculuğuna bir bilet lütfen
BURCU ÇELİK
Rafet Arslan; Onu sürrealizm, dada ve sitüayonizmin günümüzdeki mirasını yeniden düşünen bir sanatçı olarak tanıyoruz. Yıkım 2011, Ubik Project gibi, son dönem ses getiren sergilerin koordinatörlüğünü yapan Rafet Arslan ile 2 Haziran'a kadar Sanatorium'da devam edecek olan “Şuuraltı Operasyonları”nı ve çağdaş sanatı konuştuk.
»Rafet Arslan kimdir, biraz bize kendinizden bahsedebilir misiniz ?
Rafet Arslan; çok uzun yıllar boyu yeraltında üretmeyi seçmiş, şiirle, hikâyeyle, kavramsal sanatla, performans ile kendi ruhunu, imgesini inşa etmeye çalışmış; dünya ile derdini formlara dökmüş biridir. Her şeyden önce de Eylül’ün babası.
»Bu sergiyle kitlelere, topluma, insanlara bir mesaj ile gönderme yapıyor musunuz?
Sanatım bireyseldir ve de özellikle toplumdan; çoğunluğun ezici yargısından sakınır. Deneyimden ve gaibin kadim bilgisinden beslenen bireysel üretimim; hiçbir şekilde mesaj kaygısı taşımaz. Tabii bu hassas direnç noktam, sanat için sanat ürettiğim anlamına gelmez. Bilinçli, idrak etmiş öznelliklerle iletime geçme çabası benim için önemli. Kendi imgemi, 150 yıllık avangard sanat geleneğine ve onun toplumla, insanla, uygarlıkla sorunlu radikal politik hattına bağlayabiliyorsam ne mutlu. Bu beni mutlu eder; zaten “güncel” bir avangard söylem yaratma hevesim bundandır.
»Yaklaşık 10 yıldır çalışmalarınızı yapıyor ve pek çok kolektif işte de işleriniz sergilendi, ama ilk kez kişisel serginizi açıyorsunuz. Neden bu kadar beklediniz?
Farklı alanlarda, disiplinlerde düşünen, yazan, üreten biri olarak farklı yoğunlaşmalar, demlenmeler, çarpışmalar, çakışmalar yaşaya geldim. Ama yüzeye çıkmamak, kendin için üretmek, yeraltının kapısını tık tık’lamak, sokakla yaşamak, göçebe ruhu uzun yıllar üretimlerim ile iç içe geçti. Bu anlamda yüzeye çıkmaktan çok, yıllardır yan yana biriktirdiğimiz emeklerin, yaratıların, imgelerin artık yüzeyce kabullenildiğinden bahsetmek belki de daha doğru olur. Yıkım 2011 sergimizin ya da ‘Çağdaş Sanat Manifestoları’ kitabımın yarattığı etki gibi. Bu anlamda sergim zamanlamasını kendi seçti; olması gerektiği zamanda gerçekleşti diyebilirim.
»Serginin adı çok ilgi çekici, neden “Şuuraltı Operasyonları” ?
Şuuraltı Operasyonları, izleyiciyi benim içuzayıma, bilinçaltı kanallarıma; yani en öznel dünyama davet ettiğim bir içsel sergidir. Yaklaşık 3 yıldır üst üste binen üretimlerimi bu başlıkla değerlendiriyordum. Bu anlamda izleyiciyi en samimi olduğum alana, bir bakıma atölyeme davet etmiş gibi kendimi düşünüyorum.
Ama bu operasyon/deneyim dökümlerinin samimiyeti, sıcaklığı kadar tekinsizliğinden de bahsedebilirim. Çünkü bilinçaltı, kişisel olduğu kadar toplumsal izlerin şifrelerini, travmalarını, sarsıntılarını içlerinde taşır. Zamanın ve rasyonel aklın kısa devre yaptığı bu uzaylar, düş gücünün olanca yırtıcılığı, yıkıcılığı, baştan çıkarıcılığı ve entropi ile barışıklığıyla imgelere yansır. Bu yüzden bu operasyonlar estetik oldukları kadar şiirseldir de aynı zamanda.
»Gündelik hayatımızı işgal eden sahte gerçekliklere karşı, karşıt kültür oluşturmaya çalışıyor ve gerçekliğin çoğunluğun tahakkümü olduğunu söylüyorsunuz bunu biraz açabilir misiniz?
Sistem bize sürekli verili gerçeklikler ve bunlara bağlı kodlar sunar; tüm gündelik hayatın akışı da bunların üzerine kuruludur. Artık reklamcılık, siyaset, televizyonculuk, pazar yoklamaları aynı şey haline geldi. Kitle beğeni ve tepkilemeleri de tüm bunlar üzerinden kuruluyor. Sanatın tüm bu “sahte” gerçekleri sorgulamak için en uygun araç olduğunu düşünüyorum. Farklı sanat dallarındaki insanların yan yana gelip düşünmesi, üretmesi, kolektif imkân ve enerjileri yoklaması bu açıdan önemli. Kişisel sergim yanında, koordinasyonunda bulunduğum Gerçeklik Terörü projesi de bu sorulardan/sorgulamalardan yola çıkıyor.
»Yapıtlarını nereye konumlandırmayı tercih edersin?
Modern sanat, algısının yaratıcıyı soktuğu soyutçu ya da gerçekçi, güncel ya da çağdaş kalıpları reddeder. Çünkü üreten kişi yapıtı aracılığıyla boşlukla yani sonsuzlukla bir iletişimin kapısını çalmaktadır. Bu iletişim/yaratı süreci; yaratıcıyı özneleştiren, özgürleştiren bir arzu sağanağının kapısını açar. Sanatla bu anlamda kavramsal bir bağ kuran, dert edinen yaratıcı, disiplinler arası değil, tüm disiplinleri bozan bir düzensiz, disiplinsiz söylem tutturmak zorundadır. Çünkü sorun sadece form üretmek değil, gündelik hayat denilen hapishaneden kaçış çizgileri yaratmak, yeni ütopik, auratik, otonom uzayları imgesel anlamda var etmektir.
Etiketler:
Şuuraltı Operasyonları sergi röpörtajı
Müzeye Girmenin 6 Kutsal Yolu
Genelde Oscar törenlerindeki kullanımıyla toplumsal
imgelemde yer etmiş kırmızı halı, yıldızların ışıltılı gösteri dünyasına girişi
de temsil etmektedir. Bence; kırmızı halı imgesi sanatçı açısından müzeye
girme, yıldızlaşma, tescil edilme, onaylanma, içeri alınma, kendini ispat etme,
onure edilme, yükselme-level atlama, tescillenme, kalıcılaşma, ölümsüzlük,
sanat tarihine girme gibi zengin kavramları bünyesinde toplayan ve geniş
eleştirel alt okumaya izin veren; eleştirel bir metafordur.
Özellikle 90’lardan beri patlayan neo-liberal politikalar da
sanat piyasasının yükselen konumu ve ona bağlı “star sanatçı” sistemi, sanat
üretimine dair her şeyin piyasa normlarınca belirlenir hale gelişi, piyasanın
sessiz sansür ve mobbing sistemi, sanatçının bir aydın, münevver, entelektüel
kimliklerinden soyundurulması ve piyasaya göre üretim yapan bir tasarımcıya
dönüştürülmesi, piyasa normları dışında hareket eden sanatçı öznelerin “loser”
konumuna indirgenmesi ya da sukut suikastı ile yok sayılması realitesin sorgulanması
bu mekan düzenlemesinin ana konseptini oluşturur.
Market arabası ise, en düz okuma ile piyasanın görünmez
elini temsil eder. Kırmızı halıda yürümeye başlayan sanatçı; o ışıltılı yolda
yürürken elinde naifliği, düşlerini ve yapıtlarını taşımaktadır. Yürüdüğü
halının sonu müzeye girmektir ve o yolun sonunda sanatçı bakarken taşıdığı
yükün önemli bir bölümü, elinden alınmış ve yolun sonundaki “marketing”
arabasına yerleştirilmiştir.
Sonuçta müzenin temsil ettiği kültür endüstrisi alanı,
yaratıcının naif içsel evreni ötesinde, koyu bir rasyonalite merkezidir. O
halının sonunda ok yaydan(sanatçıdan) çıkar. Sanırım her sanatçının kişisel
tarihindeki en önemli dönüm noktası; tam da bu an’dır. Nesneleşmek ya da
radikal öznelliğinin tekilliğinde ısrar etmek. Müzenin içerisinde ve müzeye
rağmen bir bağımsız varoluş seçebilmek.
Bundan sonraki sanat menzilinde ya bilinçli ve gönüllü
olarak yükünü o market arabasına yerleştirecek, ya da akışa dahil olmayan bir
uzay yaratmakta diretecek. Tam da Dostoyevski kahramanlarının ya da
anti-kahramanlarının yaşadığı etik ve trajik; hesaplaşma ve seçim anı gibi.
Rafet Arslan
2012/İstanbul
6 kutsal yolu açıklayan 'insert'ler.
Müze girişine serdiğim kırmızı halı
Müze İçinde Müze sergisi, Elgiz Museum içinde.
Müze İçinde Müze sergisi, Elgiz Museum içinde.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










