23 Ocak 2017 Pazartesi

Uyarılmış Tekinsizin Anahtar Deliği -film list-

Bu garip başlıkta index'lediğimiz filmlerin daha eski kök sap'ları bulunmasa da, ağırlıklı olarak 80li ve 90'lı yıllarda boy verdiğini, her filmin kendi şahsına münhasır, tuhaf ve tekinsiz evrenler içerdiğini söyleyebiliriz. Bu filmlerin bazıları açıktan "kara film" kodlarına sahip olsalar da bu filmlerin hiç biri bir tür filmi (tarihsel, BK,polisiye vb vs) değildir. Böyle bir gruplandırmaya -bence- yol açmaları tekinsiz kavramına, yeni ve sapkın bir bakış getirmiş olmalarıdır. Bu bakışta röntgenci kadar teşhirci de öne çıkar ve öznelliğinin altını çizer. Bu filmlerin hepsinde klasik moral değerlerin işlevsiz olduğu yeni gerçekliklerin siluetleri ve yeni psiko-patolojilerin robot resimleri hazır bulunur. Bu filmlerin tümü, bireysel ve toplumsal anlamda iyinin ve kötünün ötesindeki yeni bir dünyayı imler. Bir bakıma modernin bilinen ufkundan, yeni bir evreye geçişin tekinsizliğini buram buram barındırırlar ve tuhaf bir biçimde oyuncul bir yön taşırlar-karanlık bir taraftan. Bu belirsiz oyunlarda roller her an bir şekil değişmeye elverişlidir. Son olarak bu 10 filmlik listeye, 2000lerden iki güncel örnekte ekledim. Kuşkusuz başka filmlerde olabilir ama bunlar benim ilk aklıma düşenler. Dileyen anahtar deliğinden uyarıcı deliliğe göz atabilir. -Sex, lies and videotape (S.Soderberg/1989) - The Player ( R.Altman/1992) - House of Games ( D. Mamet/1987) -Crimes of Passion (Ken Russell /1984) -Blue Velvet (D. Lynch/1986) -L'uomo che Guarda(Tinto Brass/1994) -Boxing Helena (J. Lynch/1994) -The Cook the Thief His Wife & Her Lover (P.Greenway/1995) -Pola X(L. Crarax/1999) -Dead Rangers(D. Conenberg/1999) -The Duke of Burbondy( P.Strickland/2014) -Elle(P. Verhoeven/2016)

14 Ocak 2017 Cumartesi

Rüyalar, Fantaziler ve Bilimkurgu / J. G. Ballard

"Belki edebi bir tarz olarak fantezinin büyük değeri, görünürde bağlantısız ve birbirine benzemeyen fikirleri bir araya getirme kabiliyetidir. Büyük ölçüde bütün fantezi, bu amaca hizmet eder. Fakat ben kurgusal fantezinin; bilim kurgunun çok ciddi sınırlarına seslenmeyi tercih ettiğimde, rüya ve gerçeğin birbirine karıştığı, her birisinin kendi niteliklerini koruduğu, bir şekilde zıddının rolüne büründüğü ve inkâr edilemez mantık boşluğunun aynı anda beyaza dönüştüğü paradoksal bir evren yaratmak için birinin hayal gücünün kullanıldığı etkin bir yöntem olduğuna inanıyorum." J.G.Ballard(Zaman, Hafıza ve İçuzay)

11 Ocak 2017 Çarşamba

Okuma Kulübü- dersimiz P. K. Dick ve Ubik

http://www.bilgi-egitim.com/tr/programlar/724/okuma-kulubu/

yılın ilk yazısı KargaMecmua da

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/111/4121# "Biz onda yok olmayı sabırsızlıkla bekliyoruz!" by Rafet Arslan ps: bu sene çok yazıcam!

24 Aralık 2016 Cumartesi

J G Ballard ve Etik Sorunsalı

J.G.Ballard 20.yüzyılın ruhunu geleceğin merceğinden okumuş bir yazar, düşünür ve de sanatçı. Ballard modern insanın karanlık iç uzayının keşfine çıkmış; şiddet, seks, tüketim, siyaset, reklamcılık olgularını ele alırken yazarın ahlaki bir konum almaktan muaf olduğunun altını sık sık çizmişti. Onun sanat anlayışı hipotezler geliştirmek, hayali alternatifleri okur gözünde sınamaktır. Şimdi bu bilgiyi cebe atıp, farklı bir yerden düşünmek istiyorum. Uzun yıllar boyunca geliştiği bu teorinin pratiğini üreten Ballard, neden yaşamının son yıllarında (1996-2006) yazdığı 4 roman boyunca etik bir uyarıcı rolünü üstlenmişti? Neden tüketim toplumunun içinde-özellikle beyaz yakalılarda- büyüyen faşizm özlemini, yabancı/göçmen düşmanlığını, gelişen teknolojiye paralel büyüyen barbar eğilimleri daha önce hiç soyunmadığı kadar yalın ve uyarıcı bir tarzda gündeme getirmişti? Yıllarca toplumu provokate etmiş, sınır durumları gündeme almış biri 60 yaşlarının sonlarında ya da yeni binyılın hemen öncesi uyarıcı ve etik bir kahin rolünü seçmişti. Sonuçta Çarpışma, Vahşet Sergisi gibi eserleri yaratan bir zihinden bahsederken; yaşın etkisi ile ahlaki bir tavır almayı seçtiğini düşünebilir miyiz? Bence; Ballard hep geleceği (özellikle bu güne sızan geleceği) kafaya takmış bir düşünür olarak yeni bin yılın yaşayacağı çözülme ve çöküntünün derecesi hissetmişti. 2. Dünya Savaşını, Toplama Kampını deneyimlemiş biri olarak ufuktaki yanan geleceğin cehennemini görmüş ve yüreğinde hissettiği sarsıntıları kitaba çevirmişti. O yeni binyılın felaketinin 20 yüzyıl bilgisi ya da modern dönem tarih, söylem, ideoloji gelenekleri ile okunamayacağını görmüştü; yan biz?

16 Aralık 2016 Cuma

Roeg imgesine dair küçük not.

Nicolas Roeg hakkı yenmiş bir auteur ve gelişkin estet; kesinlikle. Bu günün sineması ve sanatı ona çok şey borçlu. 70'lı yılların özgür İngiliz sinema diline katkısı büyük. Non't Look Now, Walkabout, The Man Who Fell To Earth, Bad Timing... Mekan tasarımı ve mimari ile kurduğu ilişki en az insan ruhunun karanlığı ile kurduğu ilişki kadar sağlam. Bir de Bowie'nin gerçekte ne olduğu ve neyi canlandırabileceğini en iyi anlamış yönetmen. İnanıyorum zamanla hakkı teslim olacaktır.

2 Aralık 2016 Cuma

bu gün ölsek?

bu gün ölsek ne olur. işini yarım bırakıp da gitti mi-olur? zaten nerede bırakılsa, hep yarım değil midir? toplumun şekillendirme azminden kaçıp, kültür ile sanat ile kendini var etmeye soyunmuş özne, bu varlık alanında da hemen yaftalanmaya başlandığını hissetmesi ironiktir. bu yüzden ben, üzerime ne yapıştırılmaya çalışıldıysa onu atıp koşmaya devam ettim.. şiir,sokak, fanzin, manifesto, underground, yardırgırand, akımlar, gruplaşmalar, uzmanlaşmalar., vb, vs-s. şimdi ölsem, buranın gözüyle biraz resim, biraz şiir, biraz teori, biraz kayıt kalır. ne olduğun ya da ne yaptığının bir anlamı ya da anlayanı yoktur zaten, onu beklemezsin. aslında hep dalgalara karşın yürüdüğün hayattır sanat olan, onlar bilmez ama sen bilirsin. yaşarsın..