4 Mart 2018 Pazar

PERFORMANS: Atopos Bando

Atopos Bando, Atopos Project sergisinin oluşum sürecindeki toplantıların doğal seyrinde, beş sanatçının ilk kez yan yana gelerek, modern (ya da post-modern) metropol hayatı içinde sıkışmış öznenin yaşadığı yabancılaşma, kentsel uzamın yarattığı imgeler ve ses örgüsü üzerine düşünmesiyle ortaya çıkmıştır. Atopos Bando; sessel uzam içinde strüktür’ler oluşturmak, boşluk ile deneyimlediği sonik ilişkiyi doğaçlama performans ya da bir happening aracılığıyla imgeleştirmeye soyunuyor.
Atopos Bando: Davul- İrfan Önürmen Org- Deniz M. Örnek Gitar- Sercan Apaydın Bas- Mehmet Çevik Anlatıcı- Rafet Arslan

31 Ocak 2018 Çarşamba

bay perşembe: Şubat Report

Yıla hızlı başladık, haberlerimiz karşısında bir çok arkadaşımız mutlu oldu, kimisi şaşırdı, kimisi çabuk yorulur-dedi. Ocak ayını 3 sıkı başlıkta 3 performatif sunum(Black Mirror/ Sanatatak, Ütopya Tarihi/ T.A.K,Sürrealizm/ Macondo Galata), kitabımın tasarımı, dergi-fanzin vb yazıları, sayısız toplantı, koşuşturma, insanlarla mücadele ile geçirdik ve sonuna geldik:) Şimdi Şubat'ta yine çok yoğunuz, hızlı gidiyoruz ama dostlar merak etmesin çabuk yorulmadık:) Bu çölde bu kültüre, bu topluma kültürel ekin üretip duruyoruz, onlar genelde bizden pek haz etmeseler de.. Bu yüzden hızlı görülen bu tempo, bizim için anca ısınma turudur. Konuşma-Anlatı: 8 Şubat/Galata Rum Okulu- Sevgili Hera Buyuktasciyan ve Lara Ögel in davetlisi olarak bir tuhaf okuma akşamı, performatif bir deneyim. 23 Şubat/Çağdaş Sanat Konuşmaları; Mardin- sevgili Alper T.İnce ile kolektif olmanın imkansızlıklarını ve olasılıklarını masaya yatıracağız. 14 yıllık bir deneyimden süzülecek tespitler ile. Sergi: 1 Şubat/Kare Sanat: İmgesel Zaman sergisine William Gibson'ın Neuromancer romanının açılış cümlesine saygı duruşunda bulunan 2 çalışmalık bir seri ile katılıyorum. Sergi/Küratörlük: 22 Şubat/Atopos Project, Versus Art Project - uzun ayların birikimi, tartışması seyircinin takdirine çıkacağız, Allah utandırmasın. Metin: Şubat ta basılı matbuat anlamında Alacakaranlık dergi ve Karga Mecmua'dayım. Bunun dışında dost web adacıklarına desteğimiz de sürecek. Diyarbakır dan çıkan Naked fanzine d ebir yeni yazı yolda. Robotik: Albüm çalışma trafiği hızlanıyor, artık 2018 de ilk albüm kozmosa dağılmış olacak. Bu yüzden en erken yazdan önce Robotik live yok, ama minör farklı çıkışlar- neden olmasın? Bu tempo artarak Mayısa dek ilerliyor; sonrası hayır ola. Sonsuzluk ve sevenlerimiz bizi nazardan sakınsın!

12 Ocak 2018 Cuma

Screenshot fotoğrafçılığı üstüne- V.3

; 21. Yüzyılın imge dünyasına yeni bir armağan olarak okunmalı. Fotoğraf makinesi olmadan fotoğraf çekmek ya da bir çeşit Duchampçı ready-made taktiğine sapmak- ihlal estetiği.. Burada fotoğraf makinesiz derken kastım; ortada bir cihaz var ama o artık makinenin kült ve özerk değerinden imtina ettirilmiş bir makine. Avangard'ın ‘novum’ mevhumunda kapsadığı tahayyülsel alan gibi bir "yeni"nin artık olma koşulu yok- olamaz, artık salt teknik olarak sürekli yenilenmeler, sürümler ve güncellemeler var. Artık ne karanlık odanın simyaya göz kırpan kimyasal reaksiyonlarındaki tekinsiz ve gotik aura'dan ne de palaroid makinenin matrak ve pop kimliğine rağmen taşıdığı hayaletimsi şıklıktan(boş kartuşun salladıkça gözünüzün önünde bir karenin yavaş yavaş belirme sürecinin kendisinden kasıtım)bahsedebiliriz. Bu yeni(lenmiş) teknik sayesinde studio’ma uğramadan modelim olabilir ya da hiç haberiniz yokken bir işin parçası haline gelebilirsiniz. Ayrıca bu konu bize tartışmak için; sınırsız veri hürriyeti, telif hakları, sanatsal yaratı da özgünlük ve özgürlük parametreleri, kolajcının makas etiğinin ayarı gibi alt başlıklar da sunar. Konunun tarihsel köklerine indiğimizde Walter Benjamin kahince bir bakış ile; aslında tam da savaş sonrası refah toplumunun ekonomi ve kültürüne damgasına vuracak olguyu çok erken bir tarihte tespit ettiği görülür. Benjamin'in 1935 tarihli "tekniğin olanaklarıyla yeniden üretilebildiği çağda sanat yapıtı" adlı metni, sinema ve fotoğraf gibi dönemin genç tekniklerinin verdiği yeni imkanlar ve hatırası taze olan Dada'nın keskin mirası üzerinden kopyalama ve çoğaltmaya yönelik teknolojinin aslında politik bir araç olmaya derece müsait olduğunun altını çizer. Benjamin'in bu kehaneti farklı biçemlerde hayata geçer; ekonomi de montaj bandı seri üretimi, sanatta pop art ve politika da yeni sömürgecilikte ifadesini bulacak bir hatta. Bu dönem kopyalama-çoğaltma teknolojilerinin ilk bahardır ve ikinci dalga için fotokopi makinesi, tarayıcılar, el kameraları ve devre söküp-takmanın yaygınlaşacağı 70'leri bekleriz. Olayın kökü Xerox’ta mutlaka ama fotokopi ve scanner(Şenol Erdoğan'ın haklı hatırlatması ile ve de video) 70'lerden 90'lara D.İ.Y tarzı montajIN ruhunu taşır. Çünkü; bu medyumlarda kaynak hala software değil matbuattır- kağıdı taramak, kağıdı kağıda copy’lemek. Ama ‘cam’ camera başlayan süreçte an’daki akışı sabitleme, yüzer-gezer bir imgeyi, jpg olarak screenshot alıp durdurma/dondurma; kesme ve manipüle etme eylemi daha farklı bir mecrayı temsil etmekte. Bunun yanında 3d scan ve print ise geleceğe dair bir kıyamet teknolojisi, olası YZ iktidarının mihmendarlarıdır. Benim gibi yaşlı heriflerin zaman algısı için "www" hala genç sayılır, şahsen ilk kez 2004 yılında Cassandra ofisindeki PC'ye bir "cam" kamera bağladığımızda ilk screenshot özelliğiyle ilk selfie'mi çekmiştim. Sonuçta yeni(lenmiş) bir fotoğrafçılık yönteminin ilk kullanıcıları arasındayız ve gelecek ise hala tahrik etmeye devam edebilen bir muamma.

5 Ocak 2018 Cuma

Rolling Stones, Kraut Rock, King Crimson- ya da serbest vuruşlu özgür müziğe dair flux

Kuşkusuz; kökleri modern klasik müzik ve free jazz deltalarında olsa da - serbest icra edilerek kaydedilen müziğin; pop müziğin avangard'a dokunan kulvarlarındaki izleğini sürmek, beni hep heyecana sürüklemiştir. Bahsettiğim şeyi sözcükler ile tarif etmek zor olabilir ama bahsettiğim makamı müzik ile örnekleyince daha kapsayıcı sonuç verebilir. İlk aklıma düşen örnek; Rolling Stones'un en serbest ve deneyci kaydını oluşturan Their Satanic Majesties Request albümüdür. Bu albüm, dönemin uzakdoğu esintilerine hiç kapılmadan buram buram 60'ların özgür ruhunun müzikal karşılığı olabilmiştir. Bu vurguyu 2016 da Can Batukan'ın konuk editörilğündeki Underground Poetix'in "Deleuze-Punk" özel sayısındaki yazımda değindikten bir sene sonra aynı vurgular ile Pitcfork'ta karşılaşmam benim için süpriz olmadı. Bahsettiğim makam Stones'un bu en önemli işi sonrası 70'lerin başı ile önce Krautrock ekolünde(özellikle Faust, Neu! ve Can'de) ve Robert Fripp'in imzası olan işlerde(gerek King Crimson gerekse de Bowie'nin Heroes albümü gibi içinde olduğu bir çok şeyde) yoğunlaştığını düşünüyorum.
King Crimson'ın "Larks' Tongues in Aspic" albümü, grubu daha önce kasetten dinleyen benim CD formatında ilk satın aldığıma K.C. kaydını olmuştur. bu albümü dinlerken ilk dinlediğimde tam içine giremediğim ve biraz uzak kaldığım bir vahşi rahatlık beni şaşırtmıştı. Müziğe emek vermek, diğer sanat dallarındaki menzil gibi insanı eğitir, kulağını açar. Ben de yıllar boyu bu albümü dinleyerek onunla barıştım ve hatta onun serbest vuruşlarını tekrar tekrar dinleyip hayranlık duydum. İki yıl önce bir event esnasında She Past Away'den sevgili Volkan ile müzik üzerine sohbet ederken; onun prog müzikten daha karanlık, soğuk ve gotik sessel dünyalara tutkun olduğunu da bilerek, R. Fripp hakkında düşüncesini sordum. Volkan'ın bana "Larks' Tongues in Aspic" in grubun tüm üretimin ötesinde ve 80lerle canlanan bir müziğin nüvelerini taşıdığını söylemesi beni, nedensiz mesud etmişti.
Bu günü bu albüme ayırdım, her ne kadar onun sessel dünyasını SuperSilent'tan ariel Pink'e hala işitiyor olduğumu düşünsem de..

29 Aralık 2017 Cuma

Kalben ya da şiddetin ezberine düşüş

ıslak, nemli, küf kokmuş güz. kırbaç, bağ ipi ve çocukluğa dair karanlık bir rüyadan arta kalan imago kesikleri. kelimeler duruyor, fotoğraflarını makas ile kesiyor, afişlerini pençelerimle koparıp eve getiriyorum. Ve, Kalben'in yürekte yarattığı - bitmez dehşet hissi.

REBEL GİRL-BİKİNİ KİLL

2006-2007 yılları bende önemliydi; kırılma değil sıçrama, kendini yeniden formatlama yıllarıydı. ard arda "mutant sanat", "erekte şiir", "sokağın sanatı için yoldan çıkmış manifesto"ları geldi ve bunlar sadece sözde kalmadı tek tek eylem geçti. Sevgili Defter'in moderasyonundan kıymetli JM-bilen bilir- sadece mail gruplarından yazdıklarıma yükselip Cey Sanatta düzenli yazsana demişti. İlk basılan yazım o zaman kimsenin anmadığı şimdi internetle yeni yeni keşfedilen V. Varo hakkındaydı. Sayıyı alıp bara gittiğimde, bizim 9eylül den çıkma bir yedek parça aynen şöyle dedi: olmaz abi imkansız, senin Oruç Aruba, Enis Batur ile aynı dergi de ne işin var." demişti. Geçen İzmire gittiğimde gördüm aynı barda içiyor, kendi başrolünü oynadığı oyunun afişini bara asmak için koli bantı arıyordu. Sonra Ocak 2006 da ilk sergi koordinasyonumu yaptım İzmir'de, o zaman öğrenci olan ve şimdi haklarıyla çok başarılı sanatçılar olan Bora Başkan, Bora Akıncıtürk, cins ve Erman Akçay ve Amerikadan Mat Furry'nin işlerini İzmirden 2 sanatçı ile kesiştirip, adına da "gün ışığıyla ilk buluşma" demiştik. Hiç unutmam, açılışa bara gelen gsf'li barda sergi mi olur dedi, Onston oradan atıldı "kasapta da sergi yapılır". Sonra 68li birahane müdavimi abimiz geldi "rafet bırak bu işi sanat manat senin neyine, bak okuluna git önce, uyarıyorum rezil olursun"dedi. Güldük, eyvallah abi, bizim bir inancımız var ve o inancın altında da 20 yıl ve binlerce kitap var dedik. neyse:) Üzerine 2007 de çoktandır faal ama adı konmamış ülkenin ilk avangard topluluğu "Sürrealist Eylem-SET" in kuruluşunu ilan ettik, burada pek kimse tınlamadıysa da yurt dışında Micheal Löwy, Jan Svankmajer gibi üstatların içinde bulunduğu projelere girdik. Neo dada, POST-Situasyonist ve Sürrealist eylem gruplarıyla-italyadan japonyaya uruguaydan ispanyaya - iletişime ve ortak eyleme geçtik. Bahsettiğim manifestolar ve dahası ingilizceye, yunanca ve ispanyolda yayınlandı, tartışıldı ve üzerine yazılar yazıldı. Biz yolumuza devam ettik. Ben Nisan 2007 de İstanbula taşındım, şimdi İstanbuldaki 10 sanat yılından 11'e geçtiğimiz günlerdeyiz. Geçen ay izmire gittim, o 68 abiyi, hala aynı birahanede ve aynı masada oturmaya devam eder gördüm. Ben onun üstüne aralarında Destruction'ın Kara Ütopya'nın olduğu 20nin üzerinde proje yaptık, kendi işlerimle Londra, Portekiz, Çekoslavakya da sergilendim, 3 kitap çıkarttım- 3 dosya elde hazır hali hazırda sevgili editörüm ile randevumu bekledim, bu yoğunluğa 3kişisel sergi, akılda kalmayacak kadar çok performans, 2 kaset, bir sürü fanzin sıkıştırdım ve bana bu işleri bırak rezil olursun-diyen abi sadece anadolu efes grubunu zengin etmeye devam etti. Buarda biz 2 kurup kurduk; Ghetto dan Babylon'a İstanbulun önemli her sahnesine çıktık, şimdi de albüm kaydındayız vesselam. Tüm bunları niye sesli düşünüyorum, çünkü tıpkı 2006-2007 dönemi bende neyse, koşulların tüm tersliğine, dönemin karanlığına ve yılgınlıgına rağmen 2016-2017 ben de "furry road" ritminde geçti, camı açıp dışarı yaşasın yağmur diye bağırdık, sokaklarda dans ettik ve bunun manifestosunu yaptık, Kör Bakış özelde, Sürgün Gezegenleri misal genelde hiç durmadık. Lemmy'nin ruhu şad olsun!- şerefe. Şimdi 2018 yaklaşık 10 proje ile gelişine karşılamaya hazırım, bir çok süpriz atak gelecek sağdan soldan-bekleyin. Artık geriye baktığımda 2006 da evliliği bitmiş, ofisi iflas etmiş, düşmüş kimseye duyurmamış, sızlanmamış, şikayet etmemiş, köşe başınını tutanları takmamış, kimseye eyvallah dememiş bu adam bozyaka ssk bahçesindeki banktan şehri bizansa gelmiş, hep çalışmış ve de hiç durmadan çalışmaya devam edecek; Allahım ömür verdiği sürece. Amin!..