16 Ocak 2011 Pazar

Otomatik Bir Konser Kaydı

Zamanın donduğu bir uzamdayım. Oysa ne kadar zordur, böyle bir sözcüğü kurmak. Ve ne kadar tuhaf ve metafizik bir algı-anı başka uzaylarda. Ama burası Kadıköy, hala ilk gençliğimizdeyiz, kulağımın hemen kenarında nereden çıktığı belirsiz bir sivilce.(üstelik hiç tanışmasak daha iyi olurdu)

Kusura bakma yaram çok diyor, Cenk Taner ve ben donmuş bir zamanın keyfini Karga’da bira içerek çıkarmaya çalışıyorum. Kadıköy ise döngüsel ilk gençliğim. Umarsızca arıyorum, bendeki eski ben’leri. Kuşkusuz bu şarkıların yanıtı sadece burada olabilirdi, belki biraz Alsancak adasında. (ve her şarkıda bir kilise korosu)

Bu yalnızlar liginde ve 1 Kadıköy akşamında, tümel olandan korkuyorum. Buranın kaçı Kadıköy, kim nerde geldi bunun için; normal denilen anlarda demografik tablolar hiç yapmadık ki; ben bu dünyaya misafir. Hemen karşımda kadın sandığım bir adam, durmuş değil donmuş zamanda, o ince belirsizlik.(Saint Joseph kızları bahçenin neresinden kırarlardı okulu?)

Ben bir kayıt cihazıyım, bir makine sadece yazmaya; bunu çok söyledim, ama hep unuttum. Tek cümle bulmak yeterdi, çekmek için ipin ucunu, barikatlar çoktan geçilmişti ve barikatlar aslında hiç yoktu.(durdu uzam, hiç vakti değildi ve ölesiye açtı akşamlarda, yıldızlar)

Et çevirmişti etrafımızı, belirsiz boş uzaylar. Klostofobi kovduğum ve kovduğum ve kovduğum annemdi (rüyalarımdan)…
An durduğunda –ki o bir fotoğraf karesidir- kendime baktım dibini yakalamış bir 50’lik biranın sönmüş güneşi altında. Hiç birimizin yaşamadığı bir tarihin kahramanı olabilirdi, Cenk Taner; tek kişilik savaşların, hep gitmek isteyen seferisi…

Geriye bakınca tuza dönen 1 kadın ve kendi krallığını yeniden kurmak isteyen çocuklar. Oysa kum kalelerden stratejik hesaplar olmazdı. Ve kaybetmek ışıltılı bir masaldı, ilk gençlikte. (oyunlar çoktan unutulmuştu, makyaj yapılmıştı sivilceli yüzüne. ve hiç düşünmüyordun, durmuş an’lar da toza dönebilen Moda kayalıklarını)

Biz bize yaşar gider miyiz, donmuş zamanın klostofobik ufuklarında ve geride kaynayan kazan kör bir köyün kahvesi. Belirsiz izler var boşlukta. Hiç kaybetmemiş bir kitlenin yenik şarkılara sarıldığı, 1 soğuk duş sonrası, sadece gerçek olma provaları.(takvimler günlük birer gazete, tüm saatler uzuvlarını bıraktığında)

Tek derdimiz, 1 adım, tek kıvrım gerçek olmak. Terk edebilmek için yaşamak lazımdı, kesik açılarda belirsiz kadrajlar olabilirdik. Loş ışığın altında anlamsız bir lodostu, Karga bir şapel olabilirdi, diz çökmüş kazananların, zafer sarnıçlarında…
(bir masa üzerime doğru ilerliyor ve sonuç: Türk votkası bizi zehirliyor, güneş tersyöne ilerliyor ve belirsiz bir kedi var, tanımadığım bir kadının anneannesi isminde)

Yerel figürler var bu adada, kendi tarihlerini bir semte sticker ile yapıştırmış; sadece kendi egosuna ihtiyacı olan insanların uğultusu. Sakinleşecek oysa her şey, durulacak bu koca et-uzam.

Herkes siktirip gidecek, yine biz kalacağız.
Herkes siktirip gidecek sadece yaşanmışlıklar kalacak.
(bu cehenneme yaşam bitecek bir gün, teklik ile besle varlığını, sonsuz koca bir çöl olsa da)

Ben uzun bir düş diledim donmuş zamandan, durmuş zamana doğru uzun uzun ve yaban…
Kendimi silmek istedim sadece, bu yalan diyardan, eski, duru ve hala ışıltılı bir Cenk Taner ezgisi eşliğinde…


Karga Mecmua, Ekim 2010 tarihli sayında yer almıştır.

1 yorum:

lekeler dedi ki...

bırakın beni gideyim/gitmek istediğim yer deniz kumundan/oraya doğru fazla gidersem/buraya dönmem coğrefya gereği/

*yakın zamanın paylaşılan yazgısı.